left kanilski | yazmak, kendine alışamamaktır!


serbest edebiyat 8

ACINASIYIZ

hayat acımasız... her geçen günde ve her geçen zamanda yüklediği sorumluluklar, hissettirdiği zorunluklar ve yarattığı arzu ve istekleriyle hayat, varlığımıza düşen kara bir leke gibi. buna rağmen hatta bunlarla birlikte bile hayat acımasız değil aslında, bizler acınasıyız sadece. ilmekle bağlıyız yaşama ve mutlak karanlık her an evrendeki aydınlığımıza hükmedebilir. milyonlarca olasılık etrafımızı çevirmiş durumda ve nihai hedefe her geçen nefes yaklaşıyoruz... ölüm... ama acınasıyız işte, korkuyoruz her şeyden... olabiliteleri, potansiyellerimizi ve hayallerimizi gerçekleştirmektense başarısız sonuçları düşünüp, kıvrak bir akılcılaştırmayla -kedinin ulaşamadığı ciğere bok atması gibi- geçiştiriyoruz günlerimizi, erteliyoruz hayallerimizi... evet dışardan kedinin bok atması bize ne kadar saçma gelse de o mantıklı bir karar verdiğini zanneder, tıpkı bizim gibi. tıpkı kendimize söylediğimiz yalanlar gibi... evet acınasıyız çünkü yalanı gördüğümüzde en erdemli kurallardan bahsetmeyi, en ermiş kişilerden menkıbeler anlatmayı biliyoruz fakat asıl en büyük yalanları kendimize söylüyoruz...

serbest edebiyat 7

HAYATA BOĞULMAK


Ne kadar sıkıştık ki hayata, o yaşıyor bizi, o yaşatmaya çalışıyor adeta. Halbuki tam tersi olmalıydı bunun. Çocukken anlatılan, içinde bol miktarda umut olan gelecek hayalleri bu kadar çabuk bitmemeliydi, yalnız bırakmamalıydı bizi en dayanıksız zamanlarımızda. Özgürlük avuçlarımızdaydı ya, kutsal kitaplarda bile biz çiziyorduk ya hayatı, işte gerçekten hayata karşı böyle dik durabilmeliydik. Onun özündeki yaşam enerjisini ya da her neyse o, var gücümüzle çekmeliydik içimize. Tamam anlıyorum, kandırılıyoruz çoğu zaman kendimiz tarafından ve bu hoşumuza da gidiyor besbelli. Sorunlara, geçecek diyoruz, ilerideki vaat edilen günlerde geçmişi hatırlayıp güleceğiz diyoruz ama bu kadar hayal kırıklığı henüz en hayalperest olmamız gereken yaşlarımızda ortaya çıkmamalıydı sanki, yapmasaydı bunu. Köşede durup izleseydi bari, o iğrenç ve nefret dolu suratıyla bizi izlerken zevk çığlıkları atsaydı da biz henüz bunları duymasaydık. Şu halde, ölümün fırınına girmek üzere yoğrulan hamurlar gibi aciz oluşumuz ve istenilen şartlarda istemediğimiz ruh halleriyle hayatımızın içine etmemiz karşısında, evet bunlar karşısında nasıl mutlu olabiliriz, nasıl özgür olabiliriz ki? Ve belli kalıplarda pişmeye zorlanan hamurlar gibi, alacağımız şekli belirleyen tırnakları uzun ve kirli eller, o vicdanımıza işleyen silahlarını, baskılarını üzerimizden çekmedikçe nasıl insan olabiliriz?

serbest edebiyat 6

NE YAPTIN LAN BANA?

en büyük düşmanım, en büyük servetim, en çok sevdiğim... uğruna bir çok şeyden vazgeçtiğim şeysin sen... senin için yapamayacağım şey yok aslında. en azından denerim her şeyi sırf mutlu ol, varlığın sürsün diye. ama aynı şekilde cömert ve dürüst değilsin bana karşı. can sıkıntıları, umutsuzluklar ve her defasında daha büyük bir nefret etmeme neden olan laf anlamamazlığın var ve göğsümde hissettirdiğin ağırlığın verdiği o boktan his... bunlar senin için yaptıklarıma karşı bana layık gördüklerin işte...

en büyük düşmanım, en büyük servetim, umutlarımın ve hayal kırıklıklarımın kaynağı, uğruna bir çok şeyden vazgeçtiğim şeysin sen.umarım doyurabilirim bir gün seni ve huzura kavuşursun ebediyen.omuzlarımdaki yüklerinden ve geleceğimdeki engellerinden de kurtulmuş olurum böylece... çok sevgili ve bir o kadar da alçak, nankör ve yalancı olan kendim...