left kanilski | yazmak, kendine alışamamaktır!: Haziran 2007

yaza merhaba iletisi

YAZ-IK BİR KIŞ VE NİHAYET YAZ














geçen kocaman bir yıl ve zihinlerde yerini şimdiden edinen tatil planları...

evet nihayet haziran, güneş sisteminden aldığı yetkiye dayanarak tüm sıcaklığıyla türkiye'nin çoğu yerini 30 gün boyunca ısıtacak ve her zamanki gibi zor geçen kışın ve sonbaharın yünlü ve uzun kollu elbiseleri, raflardaki yerlerini kısa ve ince olanlara bırakacak. diğer taraftan, derslerden bunalan bünyelere; soğuk ve bol köpürcüklü gazoz niyetine göz kırpan yaz havaları ve işlerin sıkıntısından bütün yılı hesap makinesi gibi geçiren vatandaşa da haziran ve onu takiben gelecek kavurucu aylarda alacakları rahat ve huzurlu bir nefes, bütün yılın yorgunluğunu unutturacak.



dondurma külahları dolacak, su topları hevesle şişirelecek, mayolar ve bikiniler en son ikamet ettikleri yerlerden çıkartılacak ve denenip, kışın ne kadar yan gelip yatıldığı ve kalçaların ne kadar büyüdükleri tespit edilecek. ayrıca gazetelerden tatil ilanlarına bakılıp, bütçelere göre arabalara atlanıp yazlık mekanlara akın edilecek....

bunca çeşitli plan ve yapılacak şeylerin içinden benim seçtiğim tatil planı ise eğer gerçekleşirse, belki de son yıllarımın en zevkli tatili olabilir. sayfayı post-it niyeti tasavvur edip başlıyorum efendim....

1- finaller bitecek ve kısa bir gaziantep ziyareti
2- Çin'in iÇİNe doğru için için bir yolculuk
3- dönüşte kısa bir mersin seyahati
4- bir kaç arkadaşla 5 yıldır planladığımız çeşme'ye yahut rus vatandaşların ikamet ettikleri diğer güzide tatil beldelerimize gidilecek.
5- istanbul'a dönülüp staja başlanacak
6- (her an doldurabilirim, çok pis gaza geldim)





ve belirtmeye lüzum bile görmediğim, zaten her yaz planımın içinde olan şeylerden; ilk olarak tatil yapılan mekanda göz gezdirilip tatlı, çıtı pıtı, tercihen ailesiyle yaşamayan, helal süt emmiş olmasa da sütten ağzı yanmamış bir hatun kişisi bulunup, gözlerinin içine bakarak yaz aşkım şarkısı söylenecek, hala okumam gerektiği konusunda bir yerlere not ettiğim kitap isimleri listem bulunup, kitapcı amcaya gösterilecek ve yaz boyu ilim-irfan öğrenilecek, deli gibi yüzüp manyak gibi yiyip, angut gibi uyuyup, gamsız gibi kahkahalar atılacak ve tabi ki yazın gördüğüm, edindiğim ve yazıya dökmek istediğim her şey, yine bloguma yazılacak...















evveett bunca şeyi yaptıktan sonra eylül ayını ve tatil biterkenki hüznü şimdi hatılamak bile istemeyip yazıma son noktayı koyarak, dönemin son blogunu da YAZıyorum efenim. YAZın yine buralardayımmm, unutturmayın kendinizi bol bol mesaj YAZın!

denemeler #1




İNSANİ DEĞERLER VE ÖN YARGILAR


değerleri ve olguları, insan tanımlar...

bu dünyada zenginlik, fakirlik yahut ahlaksızlık.... bunların hepsi insanın yorumuyla anlamlanmıştır. yani insan hayatının gerekleriyle ve ihtiyaçlarıyla. birisi için zenginlik ne kadar önemliyse, diğeri için o kadar önemli olmayabilir. her birey kendi çerçevesinden bakar dünyaya ve hayatı kendi paletiyle renklendirir. paletteki renkler; onun edindiği deneyimler, bilgilerden oluşur ve bu renk skalasında her insanın yorumu kendine göredir. birisine; "o ne kadar sağlıklı, keşke onun yerinde olsam!" demek, kendi sağlık tanımımız doğrultusunda yorumumuz ve o kişiye yönelttiğimiz ithamımızdır. belki de o kişinin sağlığı için mutlu olmasını engelleyecek önemli bir sorunu olabilir yani paletindeki renkleri, hayat resminde kullanırken sağlık olgusunu boyamamıştır. biraz daha açarsak, sağlıklı addedilen insanın geçim sıkıntısı varsa, o hiç bir zaman sağlığının kıymetini bilemeyecektir. binaenaleyh, insanı doyuramayız ve kendisinde olanlarla yetinmesini bekleyemeyiz.


70'lik bir ihtiyar için sağlık, 20'lik bir delikanlı için farklı anlamlar içerir. ve ne kadar gülünçtür ki, insan her şeyi kendisine göre anlamdırır. bu aşamada dine ve tanrı'nın dünyaya bakış açısına değinmek gerekirse, ortada salt soyut kavramlar vardır ve bunları somutlaştıran birey, sadece kendi hayat resmini çizer ve o çerçeveden izler bütün dünyayı. yani onun için dünya kendi bilincindeki dünyadır ve genel-geçer olgular, bireyin süperegosu ve egosu arasında çıkan çatışmalarla özel-kesin olmaya başlar.


zamanın birinde bir ihtiyar, hep yokluk içinde yaşadığından mütevellit tanrı'ya şikayet eder ve sitemde bulunur. ne varki tanrı, para ve varlık kavramını dünyaya içi boş gödermiştir. ihtiyarın sitem edeceği mercii tanrı değil, zenginlik ve para gibi soyut olarak gönderilmiş olguların anlamlarını bütün dünyaya dayatarak tanımlayan topluma olmalıdır. tekrar ihtiyara dönersek; tanrı, ona bu durumu anlaması için büyük bir hazine vakfeder. ama ihtiyar bu sefer de az ömrü kaldığından ve zamansız gelen zenginlikten yakınır. emin olun ki, tanrı ona tekrar gençlik bahşetseydi, bu sefer de kendi paletindeki renklerle tekrar sorunlar yaratıp yakınmaya devam ederdi. hülasa, diyebilirizki kendi yaptığımız resimler neticesinde tanrı'ya yakarmak, agonun bilinci ele geçirmesinden başka bir şey değildir. artık kesinleşmiş tanımlamalar yüzünden ise belki de sorunlarımızın en büyük müsebbipleri ilk tanımlamaları yapanlardır. olamaz mı?


diğer ve son örnek ise labirentteki farenin akıbeti ve ahvali hususunda. dünyada 3 çeşit insan vardır. bunların en zavallıları, labirentte olduklarını bilmeyerek, peynir nereye konulursa sorgulamadan ve araştırmadan, dogmalarıyla onu kovalayanlardır ve bunlar, peyniri koyan elin çizdiği sınırlar dahilinde yaşarlar. ayrıca kendi hayat resimlerinde kullanacakları renkler de sınırlıdır. ikinci güruh ise; labirentte olduğunu bilip, çıkmaya uğraşmadan her şeyi oluruna bırakanlar, boyun eğenlerlerdir. ne yazık ki bunlar da kendileriyle savaşmaktan ve uğraşmaktan labirentten kurtulma fikirleri üretemezler. 3.cü ve az bulunan insan grubu ise, hem labirentte olduğunun farkında, hem de labirente üstten bakıp, olaylar ve diğer insanları sorgulayan, yorumlayan insanlardır. gerektiğinde peyniri kullanıp diğerlerini dize getirebilirken, gerektiğinde de labirentte yaşamaya ara verip kendi çerçevesinden olayları izlerler. ve yemin ediyorum ki, ne pahasına olursa olsun, bir gün labirentin dışına çıkıp üstten bakacağım. belki de çok yaklaşmışımdır. kim bilir?





E.K. (30.05.07)