left kanilski | yazmak, kendine alışamamaktır!: Nisan 2007

serbest edebiyat 2

, : , : ? ! ? : , : ,


hayatın elverişli kısımlarında virgül kullan. nokta koymanın telafisi yoktur bazen. cümlelerini uzun tutmaya çalış. cümle alem noktalarınla sıkılmasın. virgüllerinle devam et hayatına ve ünlemlerini fütursuzca kullanma. iki noktaların ne kadar çoksa, o kadar tecrübelisindir hayata karşı. dünyanın anlamsız paragraflarına soru işaretlerinle karşılık ver ki hayat sana nokta koymasın.




E.K. (13.04.07)

bugünün iletisi (10 nisan)

- anahtar nerde anasını satıym?...hah burdaymışş. (kapı kilitlenir)

şu anda sandalyeme oturdum ve duygularımın kelimelere dönüşebilme kapasitesi kadar yazımı devam ettirmeyi planlıyorum. bu yazdığımı kesinlikle günlük olarak addedmeyin. çünkü bir günlükten çok daha samimi ve duygulu olduğunu ilerleyen satırlarda siz de anlayacaksınız.

öncelikle niyetim halet-i ruhiyemden bahsedip canınızı sıkmak değil fakat belki de halinize şükredeceğinizi umarak, sıkıntılı ve depresif olduğumu bilmenizi istiyorum. şu anda belki de ben de öyleyim diyorsunuzdur. (olabilir)


- tık tık! (kapı çalınır)
- efendimm? ya kapıyı açamam şimdi. meşgulüm oğlum, az sonra gel. yazı yazıyorum.

hah nerede kalmıştık. evet halet-i ruhiyemin iyi olmadığını da belirttikten sonra bugünlük iletimde yaptıklarıma geçmek istiyorum. "-bize ne lan senin yaptıklarından? güldür bizi, düşündür bizi lavuk! "diyorsanız, 6 satır atlamanızı tavsiye ederim. saat 14 gibi gözkapaklarımın açılmasıyla birlikte odamın beyaz tavanına gökyüzü muamelesi yaptıktan sonra saate bakma ihtiyacı duyarak kolumu normalden takriben bir 10 santim daha ileriye uzattım ve yatağımın sol tarafındaki çalışma masamın üstündeki saati aldım. "- yuh anasını satıym 10 saat uyumuşum!" dedikten sonra ise kaynağının midem olduğunu öğrenmemle birlikte zil sesisini durdurmak için internetten yemek siparişi verdim. yemeğimi yedim ve şu anda bunları yazdğım yere oturdum.

şimdi ise ne öğütler, ne bilgiler vermek umuduyla başladığım yazıma, canımın yazmak istememesi yüzünden son vermek istiyorum. ha merak ediyorsanız eğer, ya ders çalışıyorumdur, ya da ice tea şeftali eşliğinde hinditan cevizli rondomu yarılamışımdır...



E.K (23.39 / 10.04.07)

serbest edebiyat 1

ZAMANIN GAİLESİ


ölümsüzlük?... bu bir soru olmasa da soru işareti hiç bir kelimeye bu kadar yakışmazdı belki de. bilinç altımın başımın üstünde yeri var deyip hatırladığım bir yazıyı aktarmadan önce henüz portakalı soymamış ve baş ucuma koymamış olduğum çocukluk yaşlarıma dönmek ve o günlerden bir kaç söz söylemek istiyorum. döndükten sonra inşallah dengemi kaybedip yere yığılmam. aslında baya da dengeli beslendiğim konusunda kendimi inandırmaya başlamıştım. halbuki buna sadece kadir'in inanacağını söyleyenlere de yazının sonunda bir çift lafım var (şimdi bakma). çocukluğuma yaptığım flash back sayesinde geçmişimin kıymetini bilmeyi öğrendim. güzel ve haylazca geçen abukluk yıllarımı gözümün önüne getirdiğimde, o zamanlar akrep ve yelkovanın insan hayatını bu kadar etkileyeceği konusunda hiç bir fikrim yoktu. ve şu anda farkındayım ki herkes, her işini bu ikisisin hareketlerine göre yapmakta. hatta hayatlarımızı, planlarımızı bile güneş ve aydan yüz bularak yaptıkları hareketlerle belirliyor bu iki hınzırın. birisinin boyu kısa hafif göbekli, diğeri ise zayıf, çelimsiz ve diğerine nazaran uzunca. işte kendilerine akrep ile yelkovan diyen bu ikili yönetiyor hayatlarımızı. bilahare de ölümümüzü...

bunların yaptığı her hareketin, bizi sona doğru yaklaştırmakta olduğu maalesef acı fakat gerçek. sürekli nefes almanın yani başka bir deyişle akrep ve yelkovanın boyunduruğundan kurtulup, onların varlığının bizi takyit etmeyeceği bir dünyada var olmanın muhal olduğu da aşikar. öyleyse yaşama dair yapılmış planların ve vaatlerin gerçekleşeceğine binaen tanrıdan imzalı, onaylı bir taahhüt almadığımız sürece elimizden geldiğince hızlı hareket etmeliyiz. tarih kitaplarında isimleri geçen şahısların çoğunun istediği tek ortak şey ise, bu dünyada ebediyen yahut planları ve vaatlerini gerçekleştirecek kadar kalmalarıydı. ve şu anda isimleri, sadece tarih sınavındaki 5 şıkkın arasında geçerek hatırlanıyorlar.

tekrar bugüne gelmek ve duyduğumda pek hoşuma giden o söze geçmek istiyorum. "ölene kadar ölümsüzüz." evet..... belki de şu iki hınzıra verilecek en güzel cevap!..

bu arada yaklaşık 3 dakikanızı aldığım için özür diliyorum. ha unutmadan son iki lafım; ellerime sağlık!



E.K. (09.04.07)

kısa bir mola


bardak felsefesi

Kedere kader diyenler bardağın boş tarafıyla susuzluklarını gidermişler bunca zaman. su kaynağını sadece bardak görmek, bardağın dolu tarafını hak etmemektir. ne boş tarafı, ne de dolu tarafını görmek o suya muhtaç olmaktır. fakat kafanı kaldırdığında bardağı yarılayan suyun kaynağı olan sürahiyi ve daha sonra da dışarıdaki yağmuru göreceksin. bu acizliğin, ne bardağın ne de senin suçun, yağmura ulaşmak için yağmurun istediği yollarda biraz vakit geçirmen lazımdı sadece.