left kanilski | yazmak, kendine alışamamaktır!: bugünün iletisi (6 mayıs)


bugünün iletisi (6 mayıs)

winamp'a güzel bir şarkı koyduktan sonra nihayet ellerimin bana vermiş olduğu yetkiye dayanarak klavyeme hükmedebilirim... belki türk halkına münhasır belki de dünyanın her yerinde olabilecekbir sendromdan bahsetmek istiyorum bugün. karşınızda...pazar sendromu.

cumartesi gecesi ılık bir duştan sonra yarının pazar olduğunu bileek sorumluluklara verilen bahanevi bir cevaptan sonra "- amaaan ! nasıl olsa yarın pazar, geç yatıym bariii" deyip sabaha karşı yatağa girilir. yaklaşık 18 saatlik bir ayrılıktan sonra yorganınıza, yastığınıza kavuşursunuz ve sabahın ilk ışıklarıyla günün son rüyaları arasında gel git yapan bünyeniz, evden gelen sesler yahut uykunuzu bölmek için geliştirilmiş teorilerin hayata geçirilmesiyle yeni bir sendroma gözlerini açar... isterseniz bu durumu, yaşamış bir bünyenin serzenişleriyle yorumlayalım....

-dıınnnnn!.... dınnnnn!
-hay ebeni! (gözler mahmur ve kısık bir şekildedir, bünye yataktadır)
-dınnnnn!... dınnnnn!
-bu ses ne lan? (yataktan yarı sesli, yarı sessiz küfürlerle kalkılır)
-dıınnnn!
-abicim sen manyak mısın? pazar pazar rüyana mı girdi elektrik süpürgesi?
-ev çok pis olm, temizliym dedim.
-afferin... bunun için de pazar gününü ve erhan'ın uyuduğu saati seçtin di mi?
-kabloya basıyosun
-hay kablonu s.kiym!

"daha sonra odama gittim ve dün gece uyku haliyle yatağın altına düşürdüğümü farkettiğim telefonumu şınav pozisyonuna geçip, 12 saattir ikamet ettiği yerden çıkartım ve saate baktım. o an garip bir sıkıntı kapladı içimi. anlatmaya kelimelerin mahal vermediği bir halet-i ruhiyeyle midemden gelen uyarı sesleriyle karnımı doyurmak için dolaba doğru, odamdan mutfağa giden, takriben 10 saniyemi alabilecek bir yolu, açlığın sirayetiyle hiç yürümemiş gibi geçip, kendimi buz dolabının önünde buldum.

kahvaltımı yaptıktan sonra pc'nin başına oturup günün haberlerine bakarken, odama girmesini her gün perdelerimle engellediğim güneşin, o gün soluk bir renk aldığını, haberleri okuduktan sonra can sıkıntısından camın önüne gidip gayri ihtiyari dışarı baktıktan sonra anladım. canım hiçbir şey yapmak istemiyordu ve bu durumun her pazar tekrarlanmasından sinirlerim bozulmuştu..."


evveettt! pazar sendromu yaşayan bir bireyin duygularını dinledikten sonra kaldığım yerden devam ediyorum. ne demiştik? "-hah... pazar sendromu" dediğim gibi acaba bu durum sadece bizlere mi özgüydü yoksa dünyadaki diğer ırklarda da yaşanıyor muydu? sendrom,umumiyetle hafta arası çalışmış, sorumluluklarıyle uğraşmış ve beyinleri yorulmuş bireylerin pazar günü geç kalkması yahut erken kalksa bile hafta arasındaki meşguliyetlerinden derin bir boşluğa düştüklerini anlamalarından sonra başlıyor. önünde koca, boş bir gün olan vatandaş, hava güzelse kendini yeşilliklere, çiçeklere, böceklere atıyor. aksi durumda evinde oturup gazetesi okuyup, çayını yudumlarken bir yandan da son bir haftadır turkiye'nin gündemi meşgul eden ve tekerrür edip gına getiren haberlere, televizyona arada bir göz ucuyla bakmasıyla müdahil oluyor. neyse önemli olan sendromun varlığını tanımlamak değil, bu sıkıcı durumu nasıl düzeltebileceğimiz? bu konuda yorum yapmamı bekleyenlere, " ne yazık ki, henüz benim de hiç bir fikrim yok" deyip, günün verdiği bunaltıcı havadan bir nebze sıyrılmak için, hayatın benim için olmazsa olmaz keyfi(nargile) eşliğinde bir kaç hoş sohbet dostla, muhabbetin terkisine demir atıp hasret gidermek istiyorum. herkese sendromsuz pazarlar!







E.K. (14:54 / 06.05.07)

Hiç yorum yok: