left kanilski | yazmak, kendine alışamamaktır!: serbest edebiyat 9

serbest edebiyat 9

HAYAT VAR


“Yazılarda hayat var” dedi çocuk babasına, kırılmış oyuncağı için ağlamadı artık ve babasının getirdiği kitapları okudu durmadan. İlimle doğruldu her gece sandalyesinden, çözmeye başladı o çözümsüz sandığı çocukluk sanrılarını.


Geçti seneler birbiri ardına, güldü çocuk kendisini daha çocuk sandığına. Hani eşek kadar olmasa da oğlak kıvamında ergin olmuştu. Ve, “kızlarda hayat var” dedi babasına. Sayfaları burkulmuş, ayraçları yerleştirilmiş kitapları bıraktı ve okumadı artık. Hayatın anlamı dediği varlıklarla haşır neşir oldu bir süre. Sevişti birkaç kere, oynaştı orada burada. deyim yerindeyse kopardı birkaç çiçek dalından. Pek hoşuna gitse de bu durum, seneler aynı kanıda olmadı onunla.


30. mumu üfleyince pastasından, yanındakilere baktı heyecanlı heyecanlı, parmağındaki yüzüğün sahibi bir eş ve yeni emekleyen bir çocukla hayatın ortasındaydı artık. Onların yükünü de taşıdığını hissetti ve sesini alçaltarak, “parada hayat var” dedi karısının kulağına. Çok kazandı bizimki, bir eli yağda diğeri de baldaydı sanki. Zaman paraya kanmadı yine de, akıp geçti su gibi habire.


Çocuğu da büyüdü, sorumlulukları da. Babası ise… Ah o yaşlı moruk, ismini bir mezar taşına verdiler sonra. Ecelin sıcaklığını ilk o defa hissetti göğsünde. Artık sona daha yakın olduğunu anlamıştı garibim, Allah’a daha da bir düşkün oldu, yediğine içtiğine dikkat eder oldu. Öğütler verdi, nasihatler tembihledi çocuğuna. Ve döndü karısına ”çocuklar da hayat var” dedi. Çocuk büyüdü adam oldu, babasının üç katı hergele oldu. Bizimki ise her lafına Allah’ı kondurdu. Etin kırmızısına, pilavın yağlısına düşman kesilip, ağzına bile koymadı bir daha.


40 yıllık oturma odasının siyah koltuğunda oturup izlerken pencereden dışarıyı bir gün, torununu çağırdı, elini öptürdü ve para verdi ona başını sıvazlayarak. İçinden, “bu bayram da ölmedim” dedi rahatlayarak. Geçen günler eksilttikçe takvimi, pek arayan soranı da kalmadı hani, gençken hovardalık yaptığı, çocukken mahallede top koşturduğu akranları yavaş yavaş nalları dikmeye başladığında, daha da bir hassaslaştı bizim moruk, çocuk gibi ilgi bekledi durdu herkesten. Aradığını bulamadı tabi. oğlu, gelini, torunu konuşurken, o hep cevap verilmeyen oldu. Bir gece ansızın kalktı yatağından, aklında çırpınan bir soruyla koyuldu mezarlığa. Adımları bir çocuk kadar desteksizdi ve korkuyordu ihtiyar. Titrek bir sesle, “ölümden sonra hayat var mı?” diye sordu babasına…

1 yorum:

Ayhan dedi ki...

be yorum yazsam ki.. ihtiyaci yok bence.. hergun daha guzel yaziyor..