left kanilski | yazmak, kendine alışamamaktır!: serbest edebiyat 16 (10.11.09)

serbest edebiyat 16 (10.11.09)

BİR NİHİLİSTİN BUHRÂNI



Niçin sorusu cevapsız, değişebilecek şeyleri düşünmek, hayaller kurmak bir an olsun avutur belki ama her mutluluk denemesinden arta kalmış değersiz bir yıkıntı ve ağızda bırakılmış yavan bir tortu. Tükürmeli…

Erken kalkmak amaçsız. Günü kaçırmak pişmân etmiyor artık. Vücudumda bir “bitse de gitsek” havası var. Cennete ışınlansam bile, ben yine aynı ben. Trajik ve komik. Sesi kesilesice bir şeytan içimde, “olsa ne olur, olmasa ne olur?” der durur. Adı batsın, boynu altında kalsın. Susturmalı…

Mutlu olma isteği yararsız. Mutluluğu bulmak için koşturmamız gerektiğini söyleyenleri şu an acımasız ilençlerimle lanetliyorum, bu denli muğlâk bir hedef belirledikleri için. Nereye el atsan oradan sıvışacak bir amaç. Hem tüketmeden mutlu olunamaz mı? Yahut tükenmeden huzur bulunamaz mı? Ne kadar dibe batarsan o kadar yükselirsin! Buna da peki ama neden bu sonu gelmeyen döngü? Kedinin kendi kuyruğunu kovalaması gibi değil mi? Bilmeli…

Varlığımı kuşatmış bir sancı. Ve kuvvetli bir kazınma hissi. Bunların hiç birini ben istemedim. Ama hak ettim biliyorum. Fazla soru sormamalı insan. Kuşkunun zehrinden sakınmalı. Cevapların yankısı bu kadar derinden yaralayabiliyorken soru sormaktan vazgeçmeli. Niçin bu merak öyleyse? Saçma! Niçin sorusu da cevapsız zirâ. Ayrıca döngüye kapılmamalıyım yine. Hayır! Soru sormamalıyım bir daha! Fakat burnuma tüten keskin bir koku var. Bu koku bana her şeyin “öylesine” olduğunu anımsatıyor. Öyleyse öylesine yaşamalı. Kulacı sadece denizde atmalı. Ne yapmalı, ne etmeli diye düşünmeden bırakmalı kendini hayata. Zamanı öldürmeli belki. O halde ölüm de bir anda gelmeli. Her an beklemeli…

Beklerken sevgiler bulmalı. Sevgileri hak eden insanlar tanımalı. Oyalanırım işte o zaman. O bende, ben onda var olurum bir süre. Birbirimize isimler takarız, ellerimizden yemekler tadarız, uyandığımızda tadı damağımızda kalacak bir rüya gibi yaşarız günleri. Aşk için uyumak gerekir öyleyse. Uyuyamayanlardan biri de benim dürüst olmak gerekirse. Uyuşuk bir uyumsuzum sevenlere ve sevilenlere karşı. Neyse, beyhûde konuşmaya başladım yine. Can sıkacak ama, sevenler de, sevilenler de her insan gibi çıkarcı. Öyleyse keseyim sesimi şimdi. Susmalı…

12 yorum:

beenmaya dedi ki...

iki blog arasında, iki yazı arasında, senle kali arasında sıkışıp kaldım bugün. gidip gelip bir senin kelimelerini bir de kali'ninkileri okuyup duruyorum...


http://kalirind.blogspot.com/2009/11/istenmeyen.html

Aşk ve Zehir dedi ki...

Ölümü bekleyerek yaşamak mümkün değil o halde onun ansızın geleceğini bilerek yaşayabilmeli.

Plan yapmamalı bu yüzden, esip geçmeli fikirler kafandan, kimisini almalı ve uçmalısın onunla, alamadığının yerine yenileri karışmalı hava ile aklına...
uyumanada gerek yok bence, gelmişse ve çalmışsa kapını aşk, aşık olmalı, istemişsen sevişebilmelisin. Senin çizdiğin doğrultuda, döngünün dışında..

sorular soruları doğurur bu gerçek, o halde sadece cevabını bileceğin soruları sor kendine. aksi halde hep kısır döngü, hep kuyrunu kovalamak...

kurcalamamalı ve susmalı evet..ama uyumamalı :)

spESİfik dedi ki...

geç kalmak ölüme..sevdiğinin rahat kolları arasından kopacağı için korkutmalı mı aşık bi insanı,yoksa yolunu gözlediği ölümü kaçırmak için bahane mi aramalı aşık insan...öle bir an ki ölümü beklemek,ne gelsin istersin ne uzak olsun.

peki her şeyden uzak ölümü bekleyen insan bu sefer de ölümün nasıl ne zaman geleceğini merak etmez mi? kuşkuyla yaşamaz mı?
'Niçin bu merak öyleyse?' sözünde bile merakın nedenini sormaz mı insan:D

kanilski dedi ki...

evet Beenmaya; hakikaten yazdıklarından anladığım kadarıyla kali de katıksız bir nihilist. yalnız standart bir nihiliste göre birazcık kafayı yemiş sanki... ama takdir edilesi bu, zira insanlar yediklerine dikkat etmiyor bu aralar... :)

kanilski dedi ki...

"Ölümü bekleyerek yaşamak mümkün değil o halde onun ansızın geleceğini bilerek yaşayabilmeli."

burada demek istediğin, ölümü beklemenin nedeni ne zaman olacağını bilmekse sana katılıyorum "Aşk ve zehir". işte o zaman yaptığımız her şeye ölümün belirlenmişliği bulaşacak. muhtemelen dine, ahlaka daha çok sarılacağız. bu yüzden dediğin gibi yaşaması zor... diğer taraftan her an ölecek gibi yaşamak; ben de aynı fikirdeyim bu konuda. işte o zaman ölmediğin her anın bir değeri olur. ki zaten bunu bizden yaklaşık 4yüz yıl önce Barok'ta söylemişler... carpe diem, memento mori... filan diye.

neyse elleri klavyeden çekmeli öyleyse...

kanilski dedi ki...

ve sevgili spesifik; o kadar çok soru sormuşsun ki birine verdiğim cevabı diğerine verdiğim cevap çürütüyor... ama emin olduğum bir şey var; insan bilinmezle oynaşmaktan, kurcalamaktan zevk alır. merak dediğimiz şeyin bununla ilgisi olabilir... ha bir de sorulardan sonra müstehzi bir gülüş atmışsın oraya, "al uğraş bunlarla da göreyim" der gibi... :)

Kali Rind dedi ki...

Spesifik müstehzi bir gülüş atmış ama,Kanilski, ya sen? Öyle bir tebessüm etmişsin ki kafayı yemiş bir nihilist olduğumu söylerken ve insanların yediklerine dikkat etmediğini eklerken, ben de tebessüm etmeden edemedim.

spESİfik dedi ki...

yok sadece cevabın sorunun içinde olduğunu söylemek istemiştim:D 'neden sorulan soruya soruyla cevap veriyoruz?'sorusuna 'bilmem neden' cevabını vermek gibi:D

kanilski dedi ki...

bir nihilistin buhrânından, iki nihilistin tebessümü... başka yazıya konu olur belki. bir dakika! spesifik'i de mi saymalıyım acaba? sahi bu aralar beslenmen ne alemde spesifik? :)

spESİfik dedi ki...

vallahi yemekhanede ne çıkıyosa o:D ki gayet iyidir:D aşçımız işine aşıkmış.bu zamanda zor böle iş ve işçi:D

neden bu kadar uzattım bilmiyorum.öle işte:D

kanilski dedi ki...

şu anda gülmeye başladım ve cümlenin sonuna kadar güldüm...:)

spESİfik dedi ki...

vay be burdan bile komiğim yaa:D beni gördükleri anda bi gülme isteği geliyo herkese.kendimi güldürmekle yükümlü hissediyorum:D