left kanilski | yazmak, kendine alışamamaktır!


denemeler#15 (02.08.10)

BİLİNMEYEN

Bence bütün sorun sınırlarımızı bilememekten kaynaklanıyor. Çabucak küstah yapabiliyor bizi ya da sürekli memnuniyetsizliklerimizle başbaşa bırakabiliyor. Kendiliğimize ait olan o belirlenmemiş kaderimizin ve içerdiğimiz sonsuz olasılığı hayata geçirebilme yeteneğimizin sınırlarını bilememek içten içe kahrediyor. Çoğu zaman bilince davet edilmeyen ama varlığını, "ne yapabilip ne yapamayacağımız" sorusunu sorduğumuzda hissettiren o işkence. Mütemâdiyen devam eden serkeş bir hırs...

"Kendimi aşmalıyım!"

"Daha iyisi olabilirim!"

"Başka biri olamazsam ölürüm!"

Belki boşa uğraşıyoruzdur. Belki de başaracağızdır. Bilmediğimiz sınırlarımız dahilinde ne olabileceksek O'yuzdur. Fakat her iki durumda da bilinmeyenin ellerindeyiz.

Bilinmeyen sınırlar...
Bilinmeyen yapılabilecekler...
Bilinmeyen olasılıklar...
Bilinmeyen gelecek...

Ve bu kadar "bilinmeyen" varken, o kadar hırs, kendine yüklenme ve memnuniyetsizlik... Şu açık, gözardı edilemeyecek derecede hastayız!

ruhumdan manzumeler #3

KAPANIŞ


Ve senin bencilliğin benimkiyle uyuşmuyor...

bir şeyler eksik.

çoğu şey yarım.

evet artık daha da fazla.

sevgimiz bitti ya da heyecanı kaybettik diyoruz, diyebiliyoruz ama tüm olan biten, artık bencilliklerimizin mutlu bir "Bizciliğe" hizmet etmek istememesi.

ve en kötüsü ne biliyor musun?

bir kere olanın her zaman olma olasılığı...

denemeler#14 (13.04.10)

BAZI BAZI KADINLAR

Güce tapan kadınlar tanıdım. Beyaz gibi siyahın değerine sığınmak ve onun gölgesinde mutlu olmak istediler. Hepsi de siyahın gizeminde, bitimsizliğinde ve sorgulanmayan gücünde kaybolmayı göze alan kadınlardı. Kişiliklerinin bir erkeğin ismiyle tamamlanacağını sandılar. Hala da değişmiş değiller, en azından benim tanıdıklarım.

Daima anlamsızlıktan ve can sıkıntısından kaçarak, geçen her bir anın takdis edilmesini isterler. Ayakta durmak için hârici desteklere ihtiyaçları vardır. Davetkâr ve işini bilen bir rüzgârın buyurgan hareketi, onları herhangi bir tarafa kolayca sürükleyebilir. Böylece herhangi bir yere ait oldukları hissine kapılırlar. Onlar, hayat bağlarını dâima bir erkeğe bağlamaları konusunda şartlan(dırıl)mışlardır. Bâhusus güçlü olanlarına…

Terâzide artıları ve eksileri gözden geçiren hesapçı bir insan gibi kendi menfaatlerine uygun seçeneklere yönelirler. Ama biliriz ki evdeki hesap çoğu zaman çarşıya uymaz. O yüzden de simgelerle tavlanabilir birçok kadın. Gücü, iktidarı ve mutluluğu vaat eden simgelerin veya sembollerin reddedilemez çekiciliği vardır. Belki para, belki zekâ, belki de statüdür bu. Doğanın kuralıdır bu bir bakıma. Tesadüfün ve rastlantının yok etme tehlikesine karşı kuvvetli bir kalkan gereksinir her zaman. Ve yine çoğu zaman da simgenin yahut maskenin altındaki kişi kadının beklentilerine cevap vermez. Desteğini bu kadar çabuk yitiren kadın, bu hüsrânını ne yazık ki çabuk unutur. Unutkanlığı ne kadar güçlüyse umutları da o kadar devam eder.

Birey olamayan ve kendini erkeksiz tanımlayamayan kadın, böyle olmayı kendisi mi seçmiştir, yoksa erkek egemen bir tarihin ona uygun gördüğü rolde ve boş bırakılan alanda kısıtlı özgürlüğünü mü kullanmaktadır? Bu soruya cevap vermek gerçekten zor. Ama sorunun çetinliği, tanıdığım kadınların çoğunun bu durumda olduğu gerçeğini gölgeleyemiyor. Ve simgeyle yahut sembolle tavlanabilen kadınlar oldukça da, bu fırsat erkekleri yalancı ve sahtekâr olmaya itiyor.