left kanilski | yazmak, kendine alışamamaktır!: dadaist edebiyat 2

dadaist edebiyat 2


Sevmiyorum…evet bir çok şey gibi muhabbet denince kendini anlatmaktan başka bir şey düşünemeyen ve acizliklerini saklamaya çalışan insanlarla konuşmayı, onlarla zamanımı paylaşmayı sevmiyorum. İnsanları değil dikkat ederseniz, onlarla konuşmayı, onların kurdukları hayali dünyalarındaki muhatapları olmayı sevmiyorum. İnsanlığımın özüne, dinlediğim kadar anlatmak istememe karşı gelerek, bu hakkımı hiçe sayarak, sadece kendi güçsüz ve ezik hayatını benim gözümde yüceltmek isteyenlerle konuşmaktan bıktım, usandım ve yoruldum. Mecbur değilim, biliyorum… zaten bunu anlayınca gidiyorum, uzaklaşıyorum onun varlığından, zihnimi meşgul etmiyorum onu dinleyerek… sormak istiyorum, haykırmak istiyorum onun sahte yüzüne, pembe dizilerden aşina olduğum çıkarcı hüznüne; “ seni bu kadar özel yapan ne ki geçmişinde yaşadığın düş kırıklarından ve can sıkıntılarından filizlenmiş hayatının bu kadar önemli olduğunu düşüyorsun, senin ne ayrıcalığın var diğer insanlardan, benden? Sadece sen mi aldatıldın, sadece sen mi her gece seks yapıyosun ya da seni hüzne ve acıya mahkum edenin tanrı olduğunu mu düşünüyorsun? değil mi, en çok acıyı sen çektin, senin kaderin ilahi kudretin özel ilgisiyle yazılmış? Sana, “evet çok büyüksün, her zorluğu çekmişsin, ama mükemmel bi aklın ve sorunlarla baş etme kabiliyetin var demeliyim” ve senin farklı olduğunu teyit etmeliyim di mi? Ancak öyle susarsın ve geçmişteki ruhsal veya maddesel boşluklarını insanlara kendini anlatarak doldurmaya çalışan, kendini kandırmaktan başka çaresi kalmayan karakterinle siktirip gidersin dünyamdan…

Evet nefret ediyorum ve vücudumda dolaşan hayat sıvımın her damlasında hissettiğim öfke; bu tip insanların boşa geçmiş hayatlarını süslemelerini ve böylece vicdan azaplarından kurtularak yalancı bir huzur hissine kapılmalarını önlemek için çalışacak. Onları dinlemeyeceğim, hatta yüzlerine bakmayacağım. Daha çok çırpınırlarsa” beni dinle ve beni bu hayatta önemli kıl” diye, fütursuzca acizliklerini yüzlerine vurup, kendi hayatlarının ne kadar değersiz ve başkalarının görüşlerine bağlı olacak kadar lüzumsuz olduğunu anlamalarını sağlayacağım. Böylece kendi hayat hikayelerini ve yaşayışlarını; sanki tanrı tarafından özel kılınmış, yeryüzünde onun temsilcisiymiş gibi anlatan ve kendi zihinlerine mastürbasyon yapanlara, bu boşalmanın verdiği hisle pişmanlıklarına karşı kalkan oluşturanlara, kendi acizliklerini göstermiş olabilirim belki. Ya da onlar için ağlama duvarı vazifesine layık görülüp sonra da ihanet eden pozisyonunda kalarak, başka birer duvar bulmalarına neden olurum. Çünkü onlar için karşındakinin nefes alması sadece bir ilinek veya ayrıntı, özel ve başat olan ise onu dinleyen bir metanın olması…

(resim: nazmiye dönmez)

Hiç yorum yok: