left kanilski | yazmak, kendine alışamamaktır!: denemeler #2

denemeler #2


YİNE Mİ FORMALİTE?
(17 eylul edebiyat dunyası'nda yayımlandı)



-naber ? valla özlemişin ya nerelerdesin?

-ay canım! inan aklımdan çıkmadın, projeleri yetiştirmeye çalışıyorum bu aralar. Sen nasılsın?

-iyiyim ya bildiğin gibi işte. Ekoya olanları duydun mu?

-aa nolmuş?

-sorma ya annesini kaybetmiş geçen hafta.

-ahh canııımm. Aramak lazm şimdi onu. Bak üzüldüm görüyo musun?

-hayat işte ölenle ölünmüyo. Neyse ya napıyosun bugun?

-bilmem bi programım yok aslında, Aylalara uğrayıp eve geçicem, sonra sabaha kadar proje yine.

-hmm ben de düşündümki bi kahve içeriz Aylalara geçmeden.

-aa süper düşünmüşsün. İyi olur valla.



Görüldüğü ve okunduğu ve yine anlaşıldığı gibi günlük, çoğu yerde kulak misafiri olunabilecek, hatta ev sahibi derecesinde muhabbete konu olabilecek bir diyalog. Peki acaba neden bu diyalog yukarıda ve neden az sonra yazılanlara kaynak? Cevaba geçmeden kısa bir geriye dönüş yapalım. (flaşbek yazınca garip durdu)

Seneler seneler, yıllar yıllar önceydi, henüz ilk insan dünyada ve onun soyu ona baba diyordu. İşte o zamandan beri insanlar dial bir şekilde iletişime girmeye ve doğa karşısında kendilerini var etmeye başladılar. Ama o zamanki diyaloglarla şimdiki dialoglar arasında değişmeyen nadir şeylerden bir tanesi bu yazının konusu.... formaliteler… biraz daha açarsak, yapılmak zorunda hissedilen, insanın çoğu zaman sorgulamadan boyun eğdiği davranışlar ve eylemler. bir nevi zihin kelepçeleri…



Tekrar yukarıdaki dialoga dönersek ve günlük rastlantısal olasılık hesabı yaptığımızda büyük rakamlara ulaşabileceğimiz cinsten olan bu tip konuşmalar yüz yıllardır insanları bir şeylere zorluyorlar. Belki zorunda hissetmeden yapıyoruz bunları ama aslında formalite davranışlar ve eylemler, bilmediğimiz ya da düşünmediğimiz bir kaynaktan çıkıyor ve iletişimimizdeki sahteliğin müsebbipleri oluyorlar. Örneğin, diyalogda, özlediğini söyleyen ve karşılığında kendisininde aynı durumda bulunduğunu belirten formalite insanlarımız. Bunu neden yapıyorlar ya da yapıyoruz? Yani özlemeden, özlüyoruz diyoruz, “naber?” diyene iyiyim demek bir görev oluyor bazen, tanımadığımız birinin ölüm haberini duyduğumuzda maksimum 10 dakikalığına belleğimizde yer edinecek geçici bir info için yalanlar söylüyoruz, üzülmüş gibi yapıyoruz. Peki bunları neden yapıyoruz? Neden “naber?” sorusuna düşünmeden iyiyim diyoruz ya da ölüm lafında duygularımızı dinlemeden refleksle ve ünlemlerimizle diyalogları süslüyoruz? Çünkü zihin kelepçeleri ilk insandan beri bizimle. Diğer bir değişle, ilk insandan bu yana gelen güvensizlik ve yalnızlık duygusu, formalitelerin kaynağı. Yasak elmanın yenilişi ve kendi iradesiyle sorumlu tutulmak zorunda kalan insanlık, dünyaya yalnız geldi ve güvensizlikler, acılar içinde büyüdü, olgunlaştı ve kendini var etmeye çalıştı. Ve bu sayede insanlar hayatta kendi zırhlarını kendi sahtelikleriyle oluşturdular ve bu güvenlik sistemi, tedricen bugüne kadar kalıplaşarak yorum mekanizmasını devreden çıkardı ve sorgulanmaksızın bugüne kadar genlerimizde yolculuk yaptı. Ezcümle, güvensizliğimiz yalnızlığımızdan kaynaklandı, kendine kalkanlar yaptı ve insan ilişkileri giderek kalıplaşmaya ve duygusuzca kurulan cümlelerle sahteleşmeye başladı. İşte bu süreç içerisinde formaliteler oluştu ve reflektif olarak “ölüm” lafı .geçtiğinde üzülmek, “nasılsın?” sorusu sorulduğunda karşıdakinin durumu merak edilmemesine rağmen karşılık olarak “sen nasılsın?” demek ve bunun gibi bir çok klişe, hayatta kalıcı yerlerini edindiler.



“E biz bu formalitelerden şikayetçi değiliz. sanane kardeşim, sen işine baksana!” diyenlere, bundan sonrakileri okumanın zaman kaybı olacağını söyleyip bir diğer paragrafa geçiyorum.



Bu bölüm formalite düşmanları için…



Yukarıda dediğim gibi güvensizlik ve yalnızlık korkusunun, şekil değiştirerek sahteliğe neden olması ve bu nedenle dialoglarımızın kalıplaşmasını engellemek için, yani zihin kelepçelerini kırmak ve bu sayede her anlamda özgürlüğü dilinden düşürmeyen insanları bile esareti altına alan formalitelarden uzaklaşmak bizim elimizde. Yapacağımız sadece doğruyu söylemek ve içimizde egemen olmaya çalışan kaybetme duygusuna yenilmemek. E peki ne olacak bunun sonucunda? Cevap komplike biraz, (genellikle paragraflarda “cevap basit” ya da “cevap çok açık” yazılır.) şöyle ki, yüz yıllardır süregelen korkularımıza, alışmışlıklarımıza, tabulara ve klişelere özgür irademizle ve kendi düşüncelerimizle gereken cevabı verip daha şeffaf ve daha sahici muhabbetlerin, diyalogların muhatabı olacağız.


1 yorum:

hatice solak dedi ki...

yazılarını edebiyat dunyasından takip ediyorum ve yazılarınızın devamını diliyorum..