left kanilski | yazmak, kendine alışamamaktır!: denemeler #3

denemeler #3

SİYAH-GRİ-BEYAZ



Dünya var olduğundan beri her zaman süre gelen bir savaşa tanıklık etmekte. Bu savaşa kimileri haksızla-haklının, kimileri iyiyle-kötünün savaşı isimlerini takmışlar. Ama ismi takanın dünya görüşü, savaşta kazananın “iyi mi, kötü mü?” olduğunu belirliyor. Merak etmeyin! az sonra bu karmaşık cümle, yeteri kadar anlamaya hazır hale getirilip servise sunulacak deyip alt tarafa geçiyorum…




Her insanın beyninde küçüklükten beri yorum, adalet ve din kavramlarının temel kıstası olan iyilik-kötülük kavramı soyut olduğundan, genel geçer bir tanımı haiz olduğu gibi özel ve bireylere göre değişen bir çok tanıma da sahip. Kavramın içini doldurma işlemini ise, dünyanın ve yaşanılan bölgelerin, ekonomi, inanç, hukuk gibi temel olguları üstleniyor. Ve böylece bazı olaylar ve davranışlar teamülen kalıplaşarak, kalıcı iyi ve kötü kavramını oluşturuyor. Ve biz bunlara gelenek, görenek, ritüel gibi isimler takıyoruz. Örneğin toplumun genel ahlak yapısına ters olan bir eylemi gerçekleştirdiği için zina yapanı kötü olarak adlandırıyoruz. Tarihsel olarak geriye geldiğimizde; toplumun ahlak yapısının şekillenmesinde ise en büyük pay, insan üstü bir güce duyulan ihtiyaç, onun buyruklarına itaat etme çabası ve bu sayede oluşan dinlerin normlarıyla temelleri kurulan yaşamlar.




Başka bir boyuttan incelediğimizde, iyi ve kötü kavramını belirleyen diğer bir kıstasın varlığı ve yukarıda belirtilen, geneli etkileyen cinsten farklı bir tür olduğudur. Bu kıstas; spesifik aspekt denilen, kişilerin toplumdaki normlara göre yaptığı iyilik kötülük ayrımından farklı olarak kendi içsel dünyası ve kendi menfaat dengelerinin yönlendirdiği yorum mekanizmasını kullanarak yaptığı kıstastır. Şöyle ki, her insan kendi yorum yoluyla adlandırdığı kavramlara göre yaşar ve kendi hayat şartları, tarzı, egosal statükosu bu adlandırmayı etkileyen faktörlerdir. Fakir ve eğitimsiz bir aileden gelen bireyin hayat tarzı ve iç güdüleri kendi yorum mekanizmasını şekillendireceği için iyi-kötü kavramı spesifik aspekte göre belirlenir. Örneğin, fakir bir ailede ve çevrede yetişen birey, kendisine en ufak bir maddi fırsat sunan insanı iyi olarak nitelendirebileceği gibi varlıklı bir ortamda ve eğitimli olarak yetişen bir birey ise aynı kişi hakkında hemen iyi veya kötü kanısına varmayacaktır.Örnekler çoğaltılabilir...



İyi-kötü kavramlarının iki kıstasını da açıkladıktan sonra karşılaştırmaya geçersek eğer, bazen bunların çakıştığını, bazen ise birbirlerine paralel olduklarını göreceğiz. Bir toplumda genel kıstasa göre hırsızlık kötüdür. Ama hırsızın spesifik aspektine göre durum aynı olmayabilir yahut yine kötü olarak görülen bir hırsız, başka bir kişinin menfaatine yarayan bir iş yaptığında, o kişi tarafından kötü insan olarak tanımlanmayabilir. İşte menfaat-ekonomi yapısının toplumda bu kadar önemli olmaya başladığı son birkaç yüzyıldır spesifik aspekte göre iyiler çoğalmaya başlarken genel-geçer tanıma göre aynı şeyi söylemek çok zor. Çağımızda ise iyilik kelimesinin anlamı olması gereken olarak biliniyor. Kendini düşünen o kadar fazla ki, toplumda başkası için normal şartlarda, normal bir davranışta bulanana iyi demek çok olağan ve sıradan olmuş durumda. Diğer bir deyişle; iyi olmak için kötü olmamak yeterli, artı bir hareket yapmak gerekmiyor. Örneğin toplumda rüşvet kabul etmeyen bir memura hemen dürüst ve çok iyi insan yakıştırmasını yapıyoruz. Aslında o sadece görevini yapıyor ve o yakıştırmayı hak edecek artı bir hareketi de na-mevcut durumda olmasına rağmen.



Ben de diyorum ki, iyi-köyü ayrımına göre insanlar 3’e ayrılmaktadır. İyiler, kötü olmayanlar ve son olarak kötüler. İyiliğin genel ve değişmeyen tanımı ise, menfaati düşünülmeden yapılan olumlu davranış olduğuna göre çağımızda, ilk güruh olan iyilerin maalesef bulunmamasıyla birlikte, geriye kalan iki türün aralarında bulunan nispetsizlik de gelecek hakkında da mantıklı tahminler yürütmeye mahal vermekte. Ayrıma göre; kötü insan, egosuna ve iç güdülerine fazlaca kulak veren, menfaati için yaşayan ve bu yolda gerektiğine inandığı her şeyi yapan, kötü olmayan ise, temel ve değişmez ahlak öğretisi olan “kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma” kuralına göre yaşayan ve olması gerekeni yapan insandır.



Toparlamak gerekirse, ki bu tip denemelerde buna ihtiyaç duyulur, iyi-kötü savaşımı bu dünyanın en eski ve bitmeyecek mücadelesidir, ta ki insanlık yok olana kadar. İşte bu savaşımda tarafları belirleyecek olan merci ise 2 yönlü; birincisi, genel-geçer kıstas, diğeri ise spesifik aspekt. Ve bunlara bağlı olarak yapılan ayrımda ise; teori, insanların bu kavrama göre 3’e ayrıldığı, pratik ise çağımızda sadece 2 türünün kalmış olduğudur.

Hiç yorum yok: